İslamofobi ya da Müslüman karşıtı ırkçılık, Avrupa toplumlarının demokratik temellerine yönelik gittikçe büyüyen bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. İslamofobi aynı zamanda Avrupa’da farklı kültürlerin bir arada yaşamasına ve sosyal barışa da ciddi olarak zarar vermektedir. Hem sivil toplum örgütleri hem de devletler bu durumun ciddiyetinin farkına varmalı ve İslamofobi ile mücadele etmek için somut politikalar geliştirmelidirler.

Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından SETA, gittikçe büyüyen bu probleme dikkat çekmek için bu alandaki uzman akademisyenlere Avrupa İslamofobi Raporunu (EIR) hazırlatmıştır. Esasen hala Müslümanlara karşı yapılan ırkçılığın varlığını reddeden kesimler bulunmaktadır. Avrupa’da Temel Haklar Ajansı (FRA) gibi birçok sivil toplum kuruluşu İslamofobinin varlığını belgelemek ve bu probleme dikkat çekmek adına önemli çalışmalar yapmaktadırlar. Buna rağmen FRA gibi kurumlar, sadece sınırlı sayıda ülke üzerine düzensiz raporlar yayınlarken, çoğu sivil toplum örgütü genel olarak ırkçılık üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İslamofobi Raporu islamofobi çalışmalarında gözlemlenen bu önemli boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.

İlk kez bu yıl yayımlanan Avrupa İslamofobi Raporunun (EIR), her yıl yayımlanması planlanmaktadır. Rapor, 2015 yılında 25 Avrupa ülkesindeki İslamofobinin durumunu ve genel eğilimlere ilişkin 25 ulusal raporu içermektedir. Bu çalışma Avrupa ülkelerinde İslamofobi çalışmaları üzerinde uzmanlaşmış önde gelen otuz yedi akademisyen tarafından hazırlanmıştır. Raporun ilerleyen yıllarda bütün Avrupa ülkelerini kapsaması planlanmaktadır.

Bu raporun temel amacı, nitelikli bilgi üreterek İslamofobi olgusunun kamuoyu ve politika yapıcılar tarafından anlaşılmasına ve tartışılmasına olanak sağlamaktır. Aynı zamanda raporun bir diğer özelliği, günümüz İslamofobi çalışmalarına özgün bir katkı sağlayacak olmasıdır. Geçmişte İslamofobi çalışmaları baskın olarak, Batı Avrupa üzerine yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda, EIR, geniş bir yelpazede Sırbistan, Hırvatistan, Macaristan, Litvanya ve Letonya gibi Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan ilk rapor olma özelliğini taşımaktadır. Bu durum Avrupa’da genelde ırkçılık, özelde ise İslamofobi ile ilgili tartışmaları zenginleştirecektir.

EIR kapsamında her ülkeyle ilgili yayınlanan ulusal raporlar, istihdam sektörü, eğitim, siyaset, medya, internet, ve hukuk sistemi gibi alanlarda, İslamofobiyi incelemektedir. Raporun en önemli bulgularından bir taneside Letonya, Polanya ve Finlandiya gibi çok az Müslüman nüfusa sahip birçok Avrupa ülkesindeki siyasi tartışmalarda İslamofobik söylemlerin önemli bir rol oynadığının tespit edilmiş olmasıdır. Bu da bize İslamofobinin ortaya çıkması için Müslümanların varlığına ihtiyaç olmadığını göstermektedir.

Raporun diğer önemli bulgularundan bir tanesi de 2015 yılında Avrupa‘da yaşanan iki önemli gelişmenin bütün Avrupa kıtasındaki müslüman karşıtı ırkçılığın artmasında önemli rol oynadığının belirlenmesidir. Öncelikle Suriye krizinin derinleşmesiyle ortaya çıkan sözde ‘mülteci krizi’ Avrupa genelindeki Müslüman karşıtı ırkçılığı körüklemiştir. İkinci olarak 2015 yılında Paris‘te yaşanan terör saldırıları, Avrupa genelinde İslam ve İslamofobi hakkındaki tartışmaları yönlendiren önemli olaylar olarak ön plana çıkmaktadır.

EIR gün geçtikçe artan oranda, İslam’ın, Müslümanların ya da Müslüman olarak algılanan insanların İslamofobik ideoloji tarafından oluşturulan ve legal hale getirilen dışlayıcı ve ayrımcı söylemlerin, uygulamaların ve saldırıların kurbanları olduğunu ortaya koymaktadır. Buna örnek olarak başörtülü bir kadının kıyafet seçimi nedeniyle iş başvurusunun reddedilmesi, camilere yapılan saldırılar ve Müslümanlara yönelik ırkçı fişlemeleri gösterebiliriz. EIR, İslamofobi ile mücadele etmek ve daha adil ve demokratik toplumlar inşa etmek adına çeşitli somut politika tavsiyeleri içermektedir. Bu politika tavsiyelerinden en önemlisi İslamofobinin artık bir suç olarak sayılması ve tüm Avrupa ülkelerinin tuttuğu istatistiklere ayrı bir kategori olarak dâhil edilmesinin gerekliliğidir. Ayrıca, Avrupa’da yaşayan tüm Müslüman azınlıklar ve cemaatler, ayrımcılığın bütün çeşitlerine karşı hukuki haklarını savunma konusunda güçlendirilmelidirler. Son olarak tüm Avrupa ülkelerinde gazeteciler, avukatlar, polis ve yargı sistemi üyeleri İslamofobi konusunda bilinçlendirilmeli ve eğitilmelidirler.