Türk Alman Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Avrupa Araştırmaları Direktörü Yrd. Doç. Dr. Enes Bayraklı, bütün terör saldırılarının, Müslümanların geneline mal edildiğini ve Müslümanların potansiyel şüpheli olarak görüldüğüne şahit olduklarını belirterek, “Her terör saldırısından sonra Müslümanlar bu terör saldırılarını kınamaya çağrılıyorlar. Bu hadiselerin Müslümanların kahir ekseriyeti tarafından tasvip edilmiyor olmasına rağmen Müslümanlar bu olaylardan sorumlu tutuluyor ve bu olayları kınamaya çağrılıyor. Bu da Müslümanların bir güvenlik meselesi haline dönüştürülmesine neden olmaktadır” dedi.

Nefret suçlarının altında nasıl ki antisemitizm özel bir suç olarak kabul ediliyor ve bir insan Yahudi olmasından dolayı ayrımcılığa maruz kaldığında bu durumu gidip şikâyet konusu ediyor ve bu kayıtlara geçilerek bununla ilgili istatistikler tutuluyorsa, Müslümanlara yönelik ayrımcılığın da İslamofobik suç kapsamına alınması ve yasal olarak tanımlanması gerekmektedir.

İslamofobi dediğimiz zaman, insanların zihninde olan soyut bir düşmanlıktan bahsetmiyoruz, Müslümanlara yönelik şiddet gibi fiziki yansımaları oluyor bu olgunun. Bunlardan en önemlisi camilerin kundaklanması. Özellikle terör saldırıları sonrasında bu saldırıların artışa geçtiğini görmekteyiz. Örneğin geçtiğimiz yıl, Fransa’da İslamofobik saldırılar yüzde 500 artmış. Aynı şekilde Almanya’da mülteci kamplarına yönelik saldırılar artan bir seyir izlemektedir. Bunun yanı sıra sokakta Müslümanlara yönelik fiziksel saldırılar oluyor. Özellikle başörtülü kadınlara yönelik tükürme, taciz etme, çelme takma gibi hadiseler yaşandığını görüyoruz.

Son dönemlerde sıkça duyduğumuz İslamofobi kavramı ne anlama gelmektedir?

İslamofobi her ne kadar tartışmalı bir kavram olsa da kamusal alanda ve akademide iyi bilinen ve sık kullanılan bir terim haline gelmiştir. Bundan dolayı biz de İslamofobi terimini kullanıyoruz ve bu terimle daha çok Müslüman karşıtı ırkçılığı kastediyoruz. Antisemitizm çalışmalarının da gösterdiği gibi, kelimelerin etimolojik kökeni her zaman o kelimenin kapsamlı anlamına işaret etmemektedir. Bilindiği üzere antisemitizm etimolojik olarak semitik karşıtlığı yani semitik kökenli insanlara karşı bir düşmanlık anlamına gelmektedir. Ama biliyorsunuz Araplar da Sami ırkından gelen bir kavimdir. Bundan dolayı antisemitizm tam manasıyla Yahudi düşmanlığını karşılayan bir içeriğe sahip olmamasına rağmen uluslararası literatürde kabul edilmiş bir kavramdır. İslamofobi de böyle bir kavram yani tam olarak kastetmek istediğimiz manayı vermese bile artık yaygın bir dolaşım ağı olduğu gerekçesiyle kullanılmaktadır.

İslamofobi her şeyden önce gerçek ya da uydurulmuş bir günah keçisi ilan ederek bir iktidar alanı inşa etmek, genişletmek ve bu durumu istikrarlı hale getirmek isteyen baskın gruplar tarafından kullanılmaktadır. Bu baskın gruplar ilan ettikleri günah keçisini yine kendilerinin inşa ettiği “biz” tanımının dışında bırakmakta ve kendilerinin yararlandığı kaynaklardan ve haklardan mahrum bırakmaktadır. İslamofobi, sabit ve negatif değerler atfedilmiş ve tüm Müslümanlar için genellenmiş bir “Müslüman” kimliği inşa ederek Müslümanları ötekileştirmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus İslamofobinin bize Müslümanlar ve İslam’dan daha çok İslamofobik şahıslar hakkında bilgi verdiği gerçeğidir. Son olarak şunu belirtmek gerekir ki Müslümanların ya da İslam dininin makul bir şekilde eleştirilmesi ile Müslümanlara yönelik nefret söylemi üreten İslamofobik tutumlar birbirinden net bir şekilde ayrılmalıdır.

Batı toplumlarında yaygın görülen İslam karşıtlığının sebepleri nelerdir?

Bu durumun sebeplerini tarihsel ve güncel olarak ikiye ayırmak gerekir. Tarihsel olarak İslamiyet ve Hristiyanlık arasındaki çekişme ve Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa devletleri arasındaki mücadeleden kaynaklanan bir müktesebat bulunmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde İslamiyet’e karşı Avrupa’da oluşan bir korku ve düşmanlık bulunmaktadır. Bütün bunların üstüne bugün güncel olarak yaşadığımız şey ise soğuk savaşın sona ermesinden sonra ama özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra ortaya çıkan siyasi durumdur. Müslümanlar 1960’lardan sonra Avrupa’ya işgücü olarak göç etmelerinin ardından Avrupa’da görünür hale gelmeye başladılar. Özellikle 11 Eylül’den sonra İslamiyet’in terörizm ile özdeşleştirilmesi nedeniyle Batı’da Müslümanlar daha fazla negatif algıların hedefi olmaya başladılar. Bundan dolayı son dönemde Avrupa’da gittikçe artan İslam düşmanlığını tarihsel bu arka plan ve 11 Eylül sonrası dünyada ortaya çıkmış olan siyasi atmosferle beraber değerlendirmek gerekmektedir. Bu noktada bütün terör saldırılarının, Müslümanların geneline mal edildiğini ve Müslümanların potansiyel şüpheli olarak görüldüğüne şahit oluyoruz. Her terör saldırısından sonra Müslümanlar bu terör saldırılarını kınamaya çağrılıyorlar. Bu hadiselerin Müslümanların kahir ekseriyeti tarafından tasvip edilmiyor olmasına rağmen Müslümanlar bu olaylardan sorumlu tutuluyor ve bu olayları kınamaya çağrılıyor. Bu da Müslümanların bir güvenlik meselesi haline dönüştürülmesine neden olmaktadır.

İslam ve Müslüman karşıtlığının Batı’da yaşayan Müslümanlar için ne gibi sonuçları söz konusu, özellikle kamusal alanda yaşanılan problemler nelerdir?

Gündelik hayattan eğitim hayatına kadar birçok alanda Müslümanlara yönelik hem nefret söylemlerinin güçlendiğini, hem fiziksel saldırıların arttığını hem de ayrımcılığın yoğunlaştığını görmekteyiz. İslamofobi dediğimiz zaman, insanların zihninde olan soyut bir düşmanlıktan bahsetmiyoruz, Müslümanlara yönelik şiddet gibi fiziki yansımaları oluyor bu olgunun. Bunlardan en önemlisi camilerin kundaklanması. Özellikle terör saldırıları sonrasında bu saldırıların artışa geçtiğini görmekteyiz. Örneğin geçtiğimiz yıl, Fransa’da İslamofobik saldırılar yüzde 500 artmış. Aynı şekilde Almanya’da mülteci kamplarına yönelik saldırılar artan bir seyir izlemektedir. Bunun yanı sıra sokakta Müslümanlara yönelik fiziksel saldırılar oluyor. Özellikle başörtülü kadınlara yönelik tükürme, taciz etme, çelme takma gibi hadiseler yaşandığını görüyoruz. Diğer taraftan Müslüman adı taşıyan ya da başörtülü olan insanlar iş hayatında ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Örneğin Müslüman bir isimle iş görüşmesi daveti almanız çok daha zor oluyor. Sizin en az on kere göndermeniz gerekiyor ki bir davet alabilesiniz, diğer taraftan aynı niteliklere sahip Avrupalı bir isme sahip bir kişi, bir iki başvuru sonrasında davet alabiliyor. Başörtülü olan insanların -özellikle Fransa’da- kamusal hayatta, öğretmenlik yapmalarının önünde engeller bulunmaktadır. Almanya’da bu tartışmalar hala devam etmektedir. Yine Müslüman olan öğrencilerin normal okulların kilisenin kontrolünde olduğu İrlanda gibi ülkelerde bu okullara gitmelerinin önünde engeller bulunmaktadır. Çünkü Müslüman öğrenciler orada kendi dinleri yerine Hristiyan dininin öğretilerini öğrenmek zorunda kalıyorlar.

Son dönemlerde özellikle Suriyeli mülteciler bağlamında tartışılan bir mesele daha var: Aşırı sağ partilerin yükselmesi. Batı Avrupa’da özellikle aşırı sağ partilerin yükselişi, İslamofobi’nin artmasında ne gibi etkilere sahip?

Sözünü ettiğiniz bu durumlar aslında birbirini tetikleyen şeylerdir. Avrupa’da aşırı sağ hareketlerin özellikle 11 Eylül’den sonra ciddi olarak yükselişe geçtiği gözlemlenmektedir. Bunun ilk örneği de Avusturya’dır. Avusturya’da 90’lardan itibaren aşırı sağ parti yükselişe geçmektedir. Avusturya özel bir ülke ama Avrupa genelinde 11 Eylül’den sonra aşırı sağ partilerin gitgide siyasi gündemi belirlediğini ve ana akım partilerin söylemlerini etkilemeye başladığını görüyoruz. Mülteci karşıtlığı ve göçmen karşıtlığıyla birlikte aşırı sağ partilerin Avrupa toplumlarına, Avrupa’nın kültürünü kaybettiği, Müslümanlaştığı yönünde bir korku pompaladıklarını görmekteyiz. Son terör saldırılardan sonra Almanya’da yapılan eyalet seçimlerinde üç eyalette de aşırı sağ parti çok ciddi başarı gösterdi. Ve ilk yapılacak genel seçimlerde de bu partinin Almanya’da meclise gireceği öngörülüyor. Avrupa geneli hakkında konuşacak olursak, Letonya’dan İspanyaya kadar bütün Avrupa’da aşırı sağ partilerin Müslümanların Avrupa’ya yönelik bir göç cihadı başlattığı gibi İslamofobik söylemleri kullanarak yükselişe geçtiğine şahit oluyoruz. Bu durumun gerçeklikle bir ilişkisi yok ama böyle bir söylem kullanılıyor. Diğer taraftan terör örgütleri yaptıkları saldırılarla bu değirmene su taşıyorlar. Örneğin DAEŞ’in bir terör saldırısı yapması İslamofobik söylemlerin daha fazla artmasına neden oluyor. Bunun sonucunda Müslümanlar daha fazla saldırıya maruz kalıyor ve sonuçta da daha fazla Müslüman toplumdan dışlanıyor. Bu insanların cüzi bir kısmı radikalleşiyor ve bu tarz örgütlere katılıyorlar. Söz konusu durum, terör saldırıları sonucu İslamofobinin artması, bunun sonucunda daha fazla Müslüman’ın toplumdan dışlanması sonucu oluşan radikalleşme gibi bir kısırdöngü ortaya çıkartmaktadır.

Siz SETA’da Dr. Farid Hafez ile beraber Avrupa İslamofobi Raporu 2015 başlıklı kapsamlı bir çalışmaya imza attınız. Bu çalışmayla neyi amaçladınız ve çalışmanın içeriği hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Farid Hafez ile beraber editörlüğünü yaptığımız ve SETA bünyesinde çıkartılan Avrupa İslamofobi Raporu 2015 adlı çalışmamızda bu sene 25 ülke ile ilgili ülke raporları yazıldı. Bu raporlar o ülkelerde yaşayan İslamofobi, ırkçılık ve ayrımcılık üzerine çalışan uzmanlar tarafından kaleme alındı. İslamofobi ile ilgili Avrupa’da yapılmış çalışmalar var ama bunlar hep bölük pörçük. Düzenli olarak tutulmuş istatistikler ve raporlar bulunmamaktadır. İngiltere ve Fransa ile ilgili çalışmalar var fakat Polonya, Hırvatistan, Letonya ve Litvanya gibi ülkelerle ilgili yapılmış neredeyse hiç çalışma yok. Bizim çalışmamızın en önemli özelliği her yıl yayınlanacak olması, alanındaki uzmanlar tarafından o ülkelerdeki gelişmeleri tek tek incelemesi ve sürekli bir yayın haline dönüşecek olmasıdır. Bu şekilde Avrupa’daki İslamofobinin yayılma trendini izleme imkânına sahip olacağız. Önceki çalışmaların daha çok Batı Avrupa’yla sınırlı kalması ve Avrupa’yla ilgili genel tabloyu sunmuyor oluşunun bu raporla birlikte önemli giderilmiştir. Aynı zamanda raporun hem Avrupa’da hem de Türkiye’de yapılmış ve her sene yayınlanacak olan bir çalışma olması da raporu önemli kılan diğer özelliklerdir. Ve sonuç olarak bu raporlarla, her ülkeyle ilgili somut politika önerilerinin o ülkelerdeki karar vericilere iletilmesi söz konusu olacaktır. Nihai olarak Avrupa İslamofobi Raporu 2015 sadece genel bir eleştiri ve durum tespiti değil aynı zamanda ülke bazlı somut politika önerileri ortaya koyan bir çalışmadır. Bunun dışında Avrupa’nın geneliyle ilgili tespit ve somut politika önerilerinin var olması raporu önemli kılan hususlardandır.

Çalışmada incelediğiniz 25 Avrupa ülkesini hangi açılardan ele aldınız ve ne gibi bulgularla karşılaştınız?

Bütün ülkelerde yazarlarımız ülkedeki siyasi partilerin kullanmış olduğu İslamofobik söylemleri incelediler. Müslümanlara yönelik ayrımcı yasaların var olup olmadığı, ya da bunu engellemeye yönelik yasaların çıkartılıp çıkartılmadığı hukuki boyutuyla birlikte değerlendirildi. Diğer taraftan eğitim alanına bakıldı ve eğitim alanında Müslümanların ne tür ayrımcılığa maruz kaldığı araştırıldı. Öte yandan iş hayatındaki Müslümanların karşı karşıya olduğu sorunlara bakıldı. Araştırmalarda medyanın islamofobik söylemlerin çok yaygın kullanıldığı alanlardan biri olduğu tespiti yapıldı. Özellikle internet medyasının çok önemli oluşu ve sosyal paylaşım siteleri üzerinden açılan hesapların araştırma açısından önemli olması, bu alanların da incelenmesini beraberinde getirdi. Genel olarak bütün ülkelerle ilgili sözü edilen alanlara bakıldı ve sonunda o yılın genel bir değerlendirmesi yapılarak o ülkeyle ilgili somut politika önerileri ortaya konuldu. Örneğin İrlanda’da okulların kiliseler tarafından kontrol edilmesinden dolayı Müslüman öğrencilerin okullarda çeşitli problemlerle karşı karşıya kaldığı not edildi ve raporda bu konuya yönelik bir yasal düzenlemenin yapılması gerektiği somut bir öneri yer aldı.

İslamofobi ile nasıl mücadele edilmelidir, medya ve siyasetçilere bu konuda hangi görevler düşmektedir?

Öncelikle İslamofobinin bir sorun olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Maalesef Avrupa’nın hiçbir ülkesinde İslamofobi yasal olarak bir suç kabul edilmiş değil. İslamofobik saldırılar genel olarak nefret suçları kapsamında değerlendiriliyor. Nefret suçlarının altında nasıl ki antisemitizm özel bir suç olarak kabul ediliyor ve bir insan Yahudi olmasından dolayı ayrımcılığa maruz kaldığında bu durumu gidip şikâyet konusu ediyor ve bu kayıtlara geçilerek bununla ilgili istatistikler tutuluyorsa, Müslümanlara yönelik ayrımcılığın da İslamofobik suç kapsamına alınması ve yasal olarak tanımlanması gerekmektedir. Konuyla ilgili bütün Avrupa ülkelerinde istatistiklerin tutulması gerekiyor. İstatistik tuttuğunuz zaman, o ülkedeki gelişmeleri tespit etme ve anlama imkânına sahip olabilirsiniz. Bugün maalesef Avrupa’da bu yasal altyapı yok. Öncelikle bu yasal altyapının oluşturulması gerekiyor. Diğer taraftan eğitim alanında, iş hayatında, ekonomik hayatta, medya alanında Müslümanların uğramış oldukları ayrımcılığa yönelik mücadele edilmesi gerekiyor. Bununla ilgili yasaların çıkartılması gerekiyor. Özellikle iş hayatında Müslümanların, başörtülü insanların karşı karşıya olduğu ayrımcılığa yönelik somut adımların atılması gerekiyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde kurumsallaşmış bir ırkçılık olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda İslamofobi hakkında kolluk kuvvetlerini bilinçlendirmeye yönelik bir eğitim faaliyetinin başlatılması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan, Müslümanların kendilerine karşı nefret suçlarına yönelik yasal hakları konusunda bilgilendirme yapılmalıdır. Bugün ne yazık ki birçok olayın rapor edilmediğini, polise gidilmediğini, hukuki yollara başvurulmadığını görüyoruz. Müslümanların atması gereken adımlar var. Ama burada kurbanı suçlu göremeyeceğimizi belirtmek gerekir. Burada esas tedbirleri alacak olan Avrupalı devletler ve Avrupa’daki siyasetçilerdir. Avrupalı devletlerin tedbirleri alması gereklidir çünkü Müslümanlar Avrupa’da azınlıktalar ve azınlıkların kendi haklarını korumaları daha zor olmaktadır. Bu sebeple öncelikle hâkim olan çoğunluğun bu azınlığı korumaya yönelik tedbirleri uygulamaya koyması gerekmektedir. Diğer taraftan medyanın konuyu aktarış biçimini dikkate alan ve herhangi bir ayrımcı dil kullanılmasının önüne geçecek uluslararası etik ilkeler oluşturulmalı ve bu ilkelerin uygulanışını kontrol eden mesleki denetim organları kullanılmalıdır.

Konuyla ilgili en önemli meselelerden biri İslamofobik söylemlerin yayılmasında sosyal medyanın, internet medyasının ve geleneksel medyanın eş zamanlı kullanılmasıdır. Bizim raporumuzun ortaya koymuş olduğu en önemli göstergelerden bir tanesi neredeyse hiçbir Müslümanın olmadığı Letonya, Polonya gibi ülkelerde bile islamofobik söylemlerin geçtiğimiz yılki DAEŞ eylemleri ve mülteci akını sonrasında neredeyse patlama yaşaması ve Müslümanlara yönelik nefret söylemlerinin yayılmasıdır. Söz konusu bu durum sosyal medyanın etkisiyle şekillenmektedir. Bu nedenle söz konusu ülkelerde internet medyası ve geleneksel medyaya yönelik ciddi düzenlemelerin yapılması ve kontrol mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Bunu yapmadığınız zaman nefret söyleminin ileride fiziksel şiddete yönelmesi de kaçınılmaz olabilir. Geçmişte bunun örneğini gördük. Biliyorsunuz Anders Breivik Norveç’te bir terör saldırısı gerçekleştirdi ve 77 insanı öldürdü. Breivik’in katliam öncesi yazdığı manifestosu tamamen İslamofobik bir metindir. Avrupa’da Müslümanlara yönelik artan düşmanlığın yakın gelecekte daha fazla terör saldırılarına dönüşme ihtimali ve potansiyeli bulunmaktadır. Bahse konu bu durum Avrupa’daki sosyal barış için çok ciddi bir tehdit teşkil etmektedir.

http://www.zaman.com.tr/dunya_islamofobi-avrupadaki-sosyal-baris-tehdit-ediyor_2363509.html